kripton
Sat 21 February 2009, 06:15 pm GMT +0200
Simya açısından özellikle transmutasyon (değersiz metalleri değerli metallere dönüştürme) olayıyla ilgilenmiştir. Yüzyıl boyunca önemini sürdürmüş olan “Kitab el-Şİfâ” adlı yapıtının mineralojiye ilişkin bölümünde mineralleri taşlar, ateşte eriyen maddeler, kükürtler ve tuzlar diye dört gruba ayırmıştır. Bu kitabın son kısmında simyacılara çatarak bir metalin başka bir metale dönüştürülmesinin olanaksızlığını ve bu yolla yapılan alaşımların, kurnazca yapılmış taklitlerden öte bir şey olmadığını belirtmiştir.
İbni Sina'ya göre gümüş ve altın, ay ve güneşin yeryüzüne etkisiyle doğa tarafından oluşturuluyordu. “Kitab ün-Nefs” adlı eserinde simyadan söz eder. “Tıp Kanunu” adlı büyük eseri 1700'lere değin Avrupa'da ve yakın zamanlara değin de Kuzey Afrika'da bir otorite ve bir resmî ilaç kitabı olarak tanınmıştır.
İbni Sina'nın simya konusunda “Risalet el-İksir” adını taşıyan yapıtında bakır, kurşun ya da kalay gibi metallerin eritilmesinden sonra çeşitli işlemlerle sarı ya da beyaz renk kazandırılmasıyla elde edildiği sanılan altın ya da gümüş benzeri taklitlerin, gerçekten altın ya da gümüş olamayacaklarını; yani transmutasyonun mümkün olmadığını, yalnızca renk değişiminin, maddenin özünü değiştiremeyeceğini belirtmektedir.
Altın ya da gümüş rengine boyamada kullanılacak boyaları İbni Sina “iksir” adıyla karşılamaktadır. Beyaza boyamada civanın kullanılabileceğini; çünkü sıvı hâlde olan civanın, maddenin iç kısımlarına girebilme yetisinin fazla olduğunu; ayrıca civa miktarı arttırıldığında boyama etkisinin artmadığını deneylerle gözlemiştir. Kırmızı boya olarak kullanılacak maddeyi ise kükürt ve civayı birlikte pişirerek elde etmiştir. Civa, kükürt ve kirecin birlikte pişirilmesi ile elde edilen kırmızı renkli maddenin, metalleri sarıya boyamada kullanılabileceğini deneylerle kanıtlamıştır. Ayrıca saç, yumurta ve kan gibi organik maddelerden hayvansal boya olarak yararlanılabileceğini belirtmiştir. Doğada varlığı kabul edilen “dörtöge”den (hava, su, toprak ve ateş) dördünün de kırmızı boyada bulunduğunu, beyaz boyada ise ateş dışındaki öteki üç öğenin yer aldığını belirtmiştir. Risalet el-İksir'de boyama işleminin tamamlanması ve boyama iksirinin özellikleri konusunda, “Bu iksir, boya etkisiyle boyar, yağ etkisiyle derinlemesine gider, kül etkisiyle sabitleştirir. Yağ, çok hafif olan boyayı ve çok yoğun olan külü su ile birleştirir. Civa ise boyanın taşıyıcısıdır. Boya aracılığıyla boyanın kül ile desteklenen yağ iç kısımlara girince (boya ile kül), birlikte derinlemesine karışmış olurlar; kül sabit kalınca, ikisi de iyice karıştıkları için sabitleşirler. Kırmızı boya dört öğeden ateşe, yağ havaya, civa suya, kül ise toprağa benzemektedir. Beyaz bunlardan üçü (ateş hariç) ile gerçekleşir; sarı dördünün tamamı ile gerçekleşir.” demektedir.
ibni Sina, kendi dışındaki hiçbir otoritenin görüşünü, kendi araştırma ve mantık süzgecinden geçirmeden kabul etmemiş ve bu yönü ile de bilim dünyasına ışık tutarak modern bilimsel yöntemin öncülüğünü yapmıştır. İbni Sina, madde ve biçimi bir birlik olarak kabul etmiştir. Doğa olaylarının açıklanmasında doğaüstü ve maddesel olmayan güçlerin etkisinin kabulünün gerekmediğini söylemiş, kurumsal düşünme ve kavram oluşturma gibi düşünsel çalışmaları üst düzeye çıkmıştır...
İbni Sina'ya göre gümüş ve altın, ay ve güneşin yeryüzüne etkisiyle doğa tarafından oluşturuluyordu. “Kitab ün-Nefs” adlı eserinde simyadan söz eder. “Tıp Kanunu” adlı büyük eseri 1700'lere değin Avrupa'da ve yakın zamanlara değin de Kuzey Afrika'da bir otorite ve bir resmî ilaç kitabı olarak tanınmıştır.
İbni Sina'nın simya konusunda “Risalet el-İksir” adını taşıyan yapıtında bakır, kurşun ya da kalay gibi metallerin eritilmesinden sonra çeşitli işlemlerle sarı ya da beyaz renk kazandırılmasıyla elde edildiği sanılan altın ya da gümüş benzeri taklitlerin, gerçekten altın ya da gümüş olamayacaklarını; yani transmutasyonun mümkün olmadığını, yalnızca renk değişiminin, maddenin özünü değiştiremeyeceğini belirtmektedir.
Altın ya da gümüş rengine boyamada kullanılacak boyaları İbni Sina “iksir” adıyla karşılamaktadır. Beyaza boyamada civanın kullanılabileceğini; çünkü sıvı hâlde olan civanın, maddenin iç kısımlarına girebilme yetisinin fazla olduğunu; ayrıca civa miktarı arttırıldığında boyama etkisinin artmadığını deneylerle gözlemiştir. Kırmızı boya olarak kullanılacak maddeyi ise kükürt ve civayı birlikte pişirerek elde etmiştir. Civa, kükürt ve kirecin birlikte pişirilmesi ile elde edilen kırmızı renkli maddenin, metalleri sarıya boyamada kullanılabileceğini deneylerle kanıtlamıştır. Ayrıca saç, yumurta ve kan gibi organik maddelerden hayvansal boya olarak yararlanılabileceğini belirtmiştir. Doğada varlığı kabul edilen “dörtöge”den (hava, su, toprak ve ateş) dördünün de kırmızı boyada bulunduğunu, beyaz boyada ise ateş dışındaki öteki üç öğenin yer aldığını belirtmiştir. Risalet el-İksir'de boyama işleminin tamamlanması ve boyama iksirinin özellikleri konusunda, “Bu iksir, boya etkisiyle boyar, yağ etkisiyle derinlemesine gider, kül etkisiyle sabitleştirir. Yağ, çok hafif olan boyayı ve çok yoğun olan külü su ile birleştirir. Civa ise boyanın taşıyıcısıdır. Boya aracılığıyla boyanın kül ile desteklenen yağ iç kısımlara girince (boya ile kül), birlikte derinlemesine karışmış olurlar; kül sabit kalınca, ikisi de iyice karıştıkları için sabitleşirler. Kırmızı boya dört öğeden ateşe, yağ havaya, civa suya, kül ise toprağa benzemektedir. Beyaz bunlardan üçü (ateş hariç) ile gerçekleşir; sarı dördünün tamamı ile gerçekleşir.” demektedir.
ibni Sina, kendi dışındaki hiçbir otoritenin görüşünü, kendi araştırma ve mantık süzgecinden geçirmeden kabul etmemiş ve bu yönü ile de bilim dünyasına ışık tutarak modern bilimsel yöntemin öncülüğünü yapmıştır. İbni Sina, madde ve biçimi bir birlik olarak kabul etmiştir. Doğa olaylarının açıklanmasında doğaüstü ve maddesel olmayan güçlerin etkisinin kabulünün gerekmediğini söylemiş, kurumsal düşünme ve kavram oluşturma gibi düşünsel çalışmaları üst düzeye çıkmıştır...