ibrahim dağ
Wed 12 November 2008, 08:53 pm GMT +0200
Araştırmacı Yazar Prof.İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI :
Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal ATATÜRK dünya
döneminin liderleri içerisinden 21 nci yüzyıla geçebilen tek
liderdir. Üstelik diğer liderler kendi halkları tarafından yok
edilmemin acısını yaşamışken, o hala halkının ve dünyanın nabzında
en büyük canlılığıyla, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen
dünyadaki tek lider.
Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten
sonra da bu kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil
midir?
ATATÜRK?ü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık:
Asker ATATÜRK ya da devlet adamı ATATÜRK olarak.
Bu verdiğim örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten
herhalde bir başkasına da rastlamamız mümkün değil. En büyük
düşmanı; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan
başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan
her Cumhuriyet bayramı Atina?daki Türk büyükelçiliğine gidiyor Trikopis, ATATÜRK?ün
resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor. Böyle bir
saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal.
Yıl 1938, General McArthur?un en zor, en problemli, en
buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüzyirmiden
fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
?Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa
Kemal?i görmek için neler vermezdim? dedirten o büyük özlemi ve
onu oluşturabilen Mustafa Kemal?i.
Yada, yıl 1938. Bir İran?lı şair bir Tahran gazetesine
ölümü üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle
paylaşmak istiyorum. Diyorki;
?Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden
tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.?
dizelerindeki bu kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.
Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri
paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki ?Bu gün
UNESCO?nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa
Kemal?dir.? Öneri nedir ? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü
yılında, 152 üyesi vardı UNESCO?nun 152 ülkenin devletleri aynı
anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve
şöyle söyler:
?Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin
doğum gününü böyle kutlayacak
mıyız?? şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi ayağa fırlar
yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle
söyler;
?Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterimki ATATÜRK
öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl
anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız?
sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal. Sonra nemi olur? UNESCO
tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok
152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç delegesi demişti ya ?ne
yani? diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona
gelir ve aynen şunları söyler;
Ben ATATÜRK?ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor
ilk imzayı ben atıyorum? diyecektir.
İşte o muhteşem belge diyorki;
? ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULULARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ
YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER
GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI
SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ
ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK
AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE
CUMHURİYETİNİN KURUCUSU?
Var mı böyle bir metin! Bir filozof derki ?bir ülke
için kıstas aradığınız zaman o ülkenin en büyük liderini gözden
geçirin? şu anda kıstas arayan ülkelere sanıyorum bundan daha iyi
bir metin gösteremeyiz. İşte bu metin 152 ülke tarafından
imzalanmıştır. Eşi olmayan devlet adamı metni. Peki daha
sonra ne olmuştur; 151 ülkede hemen hemen bir yıl boyunca her
yerde bu metni görebiliriz, soruyorsunuz bana o bir ülke kim? İşte
o ülkenin adını vermeye benim dilim maalesef varmıyor.
Hadi gelin Haiti?ye gidelim. Yıl 1996, Haiti
Cumhurbaşkanı[1] ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Haiti?ye baktım
haritada bir kutup kadar uzak ülke. Haiti Cumhurbaşkanı 1996 da
öldüğünde vasiyeti açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için
bir metin bırakmıştır. Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında
yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki ?Bütün ömrüm
boyunca Türkiye?nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK?ü anlamış ve
uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm?
Peki yıllar bir şey değiştirir mi? Hayır. 2000
yılında bizim medyanın kaçırdığı bir bilgi var, ABD Başkanı
milenyum mesajını veriyor. Mesajın bir yerinde aynen şunları
söyler; ?Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı
Mustafa Kemal ATATÜRK?tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri
olabilmeyi başarmış tek liderdir.? 2000 de ABD Başkanına işte bu
gerçeği de ifade ettirebilen bir Mustafa Kemal var. Asker Mustafa
Kemal?in, Devlet adamı Mustafa Kemal?in çok dışında bir Mustafa
Kemal.
2003 de bir şey değişti mi?, 2004? Hayır. 2004 de bir
konferans veriyorum birden bir hanımefendi ayağa fırladı. Dediki
?Ben Norveçliyim ve şu anda Norveç?te çok sık kullandığımız bir
deyim var, bu deyimin anlamını anladım? dedi. Hanımefendi ?nedir o
deyim? dedim. ?Norveççe?de ?ATATÜRK gibi düşünmek? deyimi
var. Çok sık kullanırız bu deyimi? ?nerelerde kullanırsınız?
dediğimde ?Hani bir problem veririz çöz diye o da tembellik eder
çözmez. Deriz ki ona bu problemin mutlaka çözümü var. Birde
ATATÜRK gibi düşün?. O gün otelime geldim televizyonu açtım o
kadar çok kişiye bir de ATATÜRK gibi düşün dediğimi hatırlıyorumki
galiba Norveççe?den çok bizim dilimizin bu deyime fazlasıyla
ihtiyacı var diye düşünmeden de edemedim.
Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK?le bir röportaj yapar.
Röportajını Amerikan Büyük Kütüphanesinden bulup getirttim ve bir
yerinde Mustafa Kemal?e şöyle sorar gazeteci; ?Birleşmiş
Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?? Mustafa Kemal?in cevabı
aynen şöyle :
?Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz
müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz?.
Evet, Birleşmiş Milletler sadece Türkiye?yi davet edebilmek için
yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke olur Mustafa Kemal?in
ülkesi, Türkiyesi Birleşmiş Milletlere. Sanıyorum ondan feyz
alacağımız çok şey var aslında Mustafa Kemal?den. Ama bu arada
2005?de daha yeni iki üç gün önce yabancı gazeteyi okuyorum.
Sürmanşet büyük puntolarla şu başlığı atmış ?Bu gün Ortadoğu?ya
düzinelerle ATATÜRK lazım?. dedim yazara ATATÜRK ?ü hiç tanımıyor
herhalde. Düzineye hiç gerek yok tek bir tanesi de yeterdi
aslında.
Örnek vermeye devam edersem inanın konferans böyle
biter. Filipinlerden Çin?e kadar o kadar çok örnek varki. Ama
gördük 1925?de 1938?de 1996?da 2000?de 2005?de her ülkeden, her
cinsten, her statüden insanın özlemle, sevgiyle,
saygıyla aradığı ama bizim olan bir Mustafa Kemal?den
bahsediyoruz. Bu gün Türkiye?nin en büyük sorunu nedir? dersem
cevap olarak kulağıma gelenler şunlar; ekonomi diyorsunuz işsizlik
diyorsunuz. Ama bence Türkiye?nin çok önemli bir problemi var o
problemi çözersek Türkiye ekonomiyi de çözer Türkiye işsizliği de
çözer. Evet Türkiye?de lider yetiştirme sorunu var.
Lider deyince de nedense hep siyasi lider anlıyoruz ben
ondan bahsetmiyorum, benim lider dediğim çok kapsamlı bir kavram.
Yoksa içersindeki tek bir terimdir siyasi lider veya sosyal lider.
Ama lider dediğim zaman ben asrın lideri dünya liderinden
bahsediyorum. İşte böyle liderlere ihtiyacımız var. Ben şimdi
soracağım size şu anda karşımda pek çok genç arkadaşım oturuyor.
Bunlardan bir tanesinin bir kaç dönem sonrasının Cumhurbaşkanı,
Genelkurmay Başkanı
yada Başbakanı, Maliye Bakanı yada evinin anne babası olmadığını
bana iddia edebilir misiniz? Belki sizsiniz, ama bilinizki işte
bugün sizlerle paylaşacağım konu asrın lideri, dünya lideri yada
lider olmanın küçük sırlarını ATATÜRK?le sizinle paylaşacağım.
İlk sırrımız; ATATÜRK tamam arkadaşım ben
topraklarınızı kurtardım askeri bir dehayım deyip yerine
çekilmemiş hemen asker elbisesini çıkartıp sivil elbisesini giymiş
ve inanırmısınız sınırlarını hangi sınırın lideri ise o sınırların
içerisinde ne var ise ama ne var ise taşından toprağına hepsinin
ama hepsinin sorumluluğunu omuzlarında hissetmiştir de onun için
Mustafa Kemal bugün dünya lideridir. Nasıl mı ?
ATATÜRK?ü ağlarken tarih çok ender tespit
etmiştir. 25 yıllık araştırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki
Çanakkale?de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır,
bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama ben yine de
anlatacağım. O günün Ankarası kurak, çorak bir köy. Çankaya?dan
meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı
varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını
durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. ?Aman
demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle??, ?Eee o demiş yediğim
meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az
diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var?. Yani ?niye
şaşırıyorsunuz?? der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan
arkadaşına ?İşte bu benim...? derken bide bakıyor ağaç yok ortada
hemen iniyor ?Ne yaptınız bu ağaca? diyor. ?Paşam? diyorlar ?yolu
genişletmek için mecburduk kestik o
ağacı?. ?Yahu diyor bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir
yolu mutlaka bulurdum? diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına
biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür
ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok
zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve
lideri olduğu için de bu toprakların da o iğde ağacının da
sorumluluğu Mustafa Kemal?in omuzlarındadırda onun için.
Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün
düşünmeye başladı. Hani ?Bir daha böyle bir şeyle
karşılaşabilirsem nasıl müdahale edebilirim? diye. Çok değil doğa
katliamı, en kolay yaptığımız katliam.
Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de
bakar bir bahçıvan koca bir
çınar ağacını kesmek üzeredir. ?Yahu? der ?sen hayatında hiç böyle
bir ağaç yetişdirdinmiki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve
niye ?? der. Bahçıvan derki; ?Paşam çınar ağacının kökleri köşkün
temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale
ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de
kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz?. Bir an düşünür; ?Hayır
gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız? der. Derlerki bu gün
Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutupta ağaçtan
uzaklaştırmak? Ama inanırmısınız mühendis değil, mimar değil,
ziraatçı değil ama ne yapar biliyormusunuz? İstanbul?daki köprü
altındaki tramvay raylarını Yalova?ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan
olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve
köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80
santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta
olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.[2]
Yıl 1930. Dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı?
1980 den sonra. 1980 den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir
çevre dersi vermektedir Mustafa Kemal aslında. Ama, biraz acı
parantezlerim olacak bu konferansımda. İlk acı parantezimi ATATÜRK
kimdir belgesiyle açmıştım, ikinci acı parantezim burada olacak.
Hadi gelin 5 Mart 1996 ya gidelim yani günümüze yakın bir gün.
?ATATÜRK ve Türk kadını? konulu tiyatrolu konferansımı 25 gençle
sunuyorum. 25 gençle birlikte prova yaptık, yorulduk, oturduk,
televizyonu açtık. ikinci haber olarak 6 dakika müddetle ve 5 kere
görüntü zumlanmak üzere önemli bir haber
verildi televizyonda. Haberi aynen aktarıyorum, diyordi ki
?Amerika da eski bir ünlü bir müzikhal hiç yıkılmadan dünyada ilk
kez uygulanan bir yöntemle raylar üzerinde iki metre kenara
çekilerek yerine yeni bir binanın yapıldığı? haberiydi. Dünyada
ilk kez lafı da beş kere edildi. gençlerden biri kalktı bana ne
dedi biliyor musunuz? ?Ya öğretmenim biz tarihe pek bir daldık.
Bakın el alem neler yapıyor? Teknik, medeniyet biraz da onlara
baksak? diyince arşivimde 1930?da ATATÜRK?ün bu işi yaparken
çekilmiş resimleri, raylar üzerindeki çekilen resimleri gösterdim
kendilerine ve dedim ki ?şu anda ne söyleyeceksiniz bana??. Bir
genç kalktı ne dedi biliyor musunuz? ?Ya öğretmenim suç bizde mi?
Biz bu konuyu ilk defa sizden duyuyoruz, sizden görüyoruz bu
resimleri?. Ama o haberi bugün milyonlarca Türk genci izledi ve
oturdular 25 genç, bu haberi veren televizyona bir faks çektiler.
Faksta aynen şu yazıyordu ?İkinci haber olarak 6 dakika müddetle
ama beş kez şu resimleri göstermek suretiyle bu arada da mutlak
suretle mesajı iletin dediler ?Bu gün 1996, Amerika çekiyor raylar
üzerinde iki metre, yerine yeni bir bina yapıyor, 1930 ATATÜRK
çekiyor 4 metre 80 santim, bir ağaç kurtarmak için? bu mesajı da
çok iyi verin dediler. Yıl 1996 idi. Yıl 2005 hiçbir televizyonda
izlediniz mi? İzlemediniz.
Ya hocam siz bize bir tek çınar ağacı ve iğde ağacı
anlattınız bunlar ATATÜRK?ün hayatında tek tek örnekler olabilir.
Hadi gelin Söğütözü?ne gidelim, hani şu Ankara yakınlarındaki, o
zaman için 80 tane söğüt ağacının olduğu yere. Söğütözüne ATATÜRK
hep dinlenmek için gelirmiş. Bir geldiğinde galiba düşündüğünü
sesli olarak aktarmış;
?Ah ! burda bi kulübem olsaydı keşke?. ?Ya paşam istediğin bir
kulübe olsun hemen yaparız şuraya? demişler. ?Buradaki ağaçlara ne
olacak peki?. ?Paşam burdakiler söğüt ağacı; gönülsüz ağaçtır.
Sökeriz başka bir yere dikeriz, mutlaka tutar? demişler. Bir an
durur, ?Bir tek şartla kabul ederim? der. ?Burda yetecek kadar
söğüt ağacını kendi ellerimle sökeceğim, kendi ellerimle
dikeceğim, önce tuttuklarını göreceğim, sonra kulübe yapımına izin
vereceğim?. Yani bugün betonu yeşile tercih eden zihniyete bence
en güzel örnek teşkil eder bu. Ne yapar biliyor musunuz? Türkiye
Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK makamını
Çankaya?dan Söğütözü?ne taşıtır hasırlar üzerine. Kabullerini orda
yapar, imzalarını orda atar,
çadırda kalır ama söğüt ağacını söker, kendi elleriyle diker,
tuttuklarını görür, ondan sonra bugün çok küçücük ama verdiği
mesaj olağanüstü büyük olan bu Söğütözü?ndeki küçük ATATÜRK
kulübesinin yapılmasına izin verir.
25 yıllık araştırmacıyım. Benim elimde 130 belge var
bizzat çevre hareketine bedenen katıldığına dair. Sade bende 130
belge, kim bilir kaç belge var. Keşke diyorum, keşke bu belgeler,
bazı günler bizi okullar da bu kulübeye götürüpte burada
anlatılsaydı. sanıyorum bugün betonu yeşile tercih eden hiçbir
belediye başkanı yetişmezdi.
İşte bu anlamda sahneye şimdi Tahsin ÇOŞKAN?u davet
edelim. Tahsin COŞKAN o zamanın genç bir ziraat mühendisi. ?Gel
Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum? diyor.
Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek
salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. ?Ya paşam
hayrola? der. Atatürk, ?Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere
bir orman çiftliği yapmak istiyorum? der. ?Ya paşam buranın ıslahı
ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit
topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?? der.
ATATÜRK?ün cevabı ATATÜRK?çedir. Derki ?Ben en zor
olanı yapayımda siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.? Ne
bilsin ki en kolayları bile çabuk yıkabildiğimizi ama, bu
aradaTahsin ÇOŞKAN ?Paşam burda hiçbir şey yetişmez, pek
uğraşmayın? der. Ama dinleyen kim. Derki ?Tahsin buraya
ziraatçileri getir ve incele bana resmi bir yazı getir burasıyla
ilgili?. Biraz sonra Tahsin COŞKAN çok mutlu, kendi dediği çıktı,
üzerinde ?Burada hiçbirşey yetişmez?yazılı, altında da
ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal?in önüne
koyar. ATATÜRK biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kaleme alır, bu
kağıdın yanına aynen şunları yazar ?BURASI VATAN TOPRAĞIDIR,
KADERİNE TERK EDEMEYİZ?. Etmez de. Aynı Sakarya savunması gibi
akasya savunmasını ele alır, çam ve köknarı oraya 30 Ağustos
olarak tamamlar ve hiç unutmayacağımız bir gün, lütfen hiç
unutmayın, tarihte atladık bu günü, 25 Mayıs 1933. Ne yapar
biliyor musunuz? Hani 5 Haziranlarda kutladığımız bir gün var,
çevre günü değil mi? Çevre günü ne zaman kutlanmaya başladı? 1980
den sonra. Peki 25 Mayıs 1933, ATATÜRK ne yaptı? İlk Çevre günü
kutlamasını yaptı. Hem de bugün okullara soruyorum diyosunuz ki ne
yaptınız diye ?ya ağaç diktik diyorsunuz ya çöp topladık? öyle
falan değil. Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya
getirtiyor, ağaçlar boy vermişler, altında dinlenmektedirler,
havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı
cebinden ödemiştir ama karı da almamıştır, buraya bir fabrika
yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir, herkes yamektedir.
Herkes çok mutlu ama en mutlusu Mustafa Kemal ATATÜRK.
Nebizade diye bir arkadaşı var, Nebizade?nin kafa çok
karışık. ?Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç
yetişeceğine inanmadı. Peki sen nasıl anladın burda orman
olacağını?? der. ?Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Hani
Tahsin ÇOŞKAN?ın burda birşey yetişmez dediği günün akşamı tebdili
kıyafetle Çankaya?dan kaçtım, burdaki köylülere geldim. Köylüler
beni tanımadılar. Köylülere, ağalar dedim burda ağaç yetişip
yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz dedim.
?Al dediler?, bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. ?Kaz
orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz? dediler.
Ah o iki gün Çankaya?da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben.
İki gün sonra gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su
bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana ?ağa testide su
kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna,
biraz uğraş burda ne ekersen biçersin?. Ve hani Tahsin COŞKAN?ın o
raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış epey de
ilerlemiştim? diyecektir.
Dünya lideri olmak öyle kolay değil biliyor musunuz.
Hani ATATÜRK?e kimdi en çok karşı çıkan, evet Tahsin COŞKAN?dı.
Onu da ATATÜRK buraya müdür tayin eder. Evet lider olmak hakikaten
kolay iş değil. Bu arada biz bu
130 belgeye hiç çalışmamışız. Çalışmadığımızın en acı örneğini
Türkiye yaşadı zaten. Neydi o örnek ?17 Ağustos depremi?. Evet
deprem bir kaderdir ama kader olmanın ötesinde dolgu alan çöktü,
dolgu binalar çöktü. Oysa 1930?dan beri bize ?lütfen tabiatla
oynamayın, tek bir ağaçla bile oynamayın? diye bize örnek olan bir
liderimiz varken yaşadık bu acıyı.
Bizler iyi değerlendirmemişiz onun çevre hareketini ama
bakın dünya ne güzel değerlendirmiş hareketini. Ben size bu
bilgileri vermek için 1919 başladım ve bugüne kadar çıkan bütün
gazete ve dergileri tarıyorum. Taramam sırasında 28 Temmuz 1933
günün Cumhuriyet gazetesinde bir haber okudum. İnanılmaz bir
haberdi. Hani bir çiçek alıyoruz, kırmızı renkte, hediye
götürüyoruz ve adına da ?ATATÜRK Çiçeği? diyoruz. O ATATÜRK
çiçeğinin adını biz koyduk zannediyorduk ama bakın
gazeteyi aynen okuyorum. Gazete haberi şu ?Chicago özel,
geçenlerde Vanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk
Landın laboratuarlarında muhtelif ameliyeler neticesinde kırmızı
renkte yeni bir çiçek elde edilmiştir Profesör bu yeni çiçeğe isim
ararken yanında duran ama Tarsus Kolejinde ATATÜRK?le tanışmış,
ondaki tabiat bilgi ve ilgisine hayran olan bir diğer profesör bu
çiçeğe ATATÜRK isminin verilmesini önermiştir. Ve bu öneri dünya
nebatat dairesine iletilmiş ve ATATÜRK?ün yaptığı çalışmaların
anlatıldığı toplantıda oy birliğiyle kabul edilmiştir?. Yani
dünyadaki her ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla üretiliyor ve
satılıyor.
Peki başka bir lider varmı diye araştırdım bir çiçeğe
adını veren, başka hiçbir lider yok. Çünkü tabiatıyla bu kadar
bütünleşebilen bir lideri dünya tarihi yazmamıştır. Diyorki
Mustafa Kemal ?çevre hareketi dışında eğer lider olacaksanız eğer
lider olmaya kalkıştıysanız ki içinizde öğrenci arkadaşlar var
mutlaka sınıf başkanları vardır eğer sınıf başkanı olacaksan bu bi
liderliktir sınırın nedir? sınıftır sınıfın içerisindeki tek bir
tebeşir tanesi tek bir sıra tek arkadaşının problemiyle
ilgilenemeyeceksen o liderliği kabul etmeyeceksin demektedir
Mustafa Kemal.
Peki ikinci sırrımız ne? İkinci Sırrımız; dünya tarihi
sadece bir sıfatı Mustafa Kemal?e vermiştir. Başka dünyada hiçbir
liderin alamadığı bir sıfattır bu hangi sıfat mı? Ne dersiniz?
Evet Başöğretmen diyen var aranızda, hoşgörülü evet biliyorum
hepsi gönlünüzden geçen sıfatları ATATÜRK?ün ama soruyorum sizlere
bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir askerdir, ya bir devlet
adamıdır ya çevrecidir ya tiyatrocudur ya sanatçıdır ya
arkeologdur bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen
dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada
?kültür antropoloğu? sıfatı verilebilen tek lider Mustafa
Kemal?dir.
?Kültür Antropoloğu? nedir ne değildir uzun uzun
başınızı ağrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel?e
gidelim. Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer
biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren
Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama
bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza; öyle değil. Nasıl
yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım.
Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor, Konya?da
Asar kazıları başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel
kazıları
başlamış başında, toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. ?Ya ne yapıyor
Mustafa Kemal? diyorlar. Çankaya?ya gidiyor, Çankaya?da üç gün üç
gece hiç uyumadan; uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş,
birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor bir heyecan bir telaş. Üç
gün sonra ?gelin diyor Ahlatlıbel?e gidiyoruz?. Hemen geliyor
diyorki ?arkeologlar toplanın?. Biliyorsunuz başlarında en büyük
arkeoloğumuz Zübeyir KOŞAR var. Bu Zübeyir KOŞAR?ın bir e bir
anısıdır. Toplanıyor ve diyorki Mustafa Kemal heyecanla;
?kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir?. Yabancı
arkeologlar ?el insaf paşam, anladık iyi askersin iyi devlet
adamısın ama yani bu işte bizim işimiz niye karışıyorsun? der gibi
aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden. Başlıyorlar
Mustafa Kemal?in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün bulgular
ordan çıkacaktır. İnat
uğruna, kendi ceplerinden öder ve kendi dedikleri yeri kazarlar
hiçbir bulguya rastlamıycaklardır.
Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN?ın yazdığı ?Sırat
Köprüsü? adlı piyese davetlidir. Davetiyede böyle yazar piyesin
başında mutludur biraz sonra sinirlenmeye başlar bir müddet sonra
bitince ?bana Galip ARCAN?ı çağarın!? der. Galip ARCAN gelince ?bu
piyesi siz mi yazdınız? ?der. ?Evet paşam ben yazdım?. ?Hayır, bu
bir Bolunun Flor Doranj adlı boldvilin?in aynen çevirisi neden
bunu belirtmediniz hakkınızda soruşturma açtırıyorum? diyecektir.
Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca ne dedim biliyormusunuz.
Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki ?a be Atam
boldvilin?e varıncaya kadar ne zaman okursun? ne zaman kafanda
tutarsın?. Ve o sırada ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık
araştırmacıydım, ATATÜRK?le iddiaya girmek gibi, dedim ?senin
başında durmadığın ilerletmeye çalışmadığın bir alan bulmak benim
boynumun borcu olsun?.
O sırada da ?Sanat ve ATATÜRK? adlı araştırmamı
yapıyorum baktım resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o
açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor ama karşıma yedinci
sanat dalı geldi. Ne? Sinema. dedim ?herhalde burda iddiayı
kazandım?. Hey hat, baş yönetmen Cezmi AR, başrolde Mustafa Kemal,
film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal?e tabi Cumhurbaşkanı ya
diyemiyor şöyle dur böyle dur diye diğer oyunculara şiddetle
bağırıyor. Atatürk ?Gel Cezmi gel, burda başkomutan sensin. ben bu
işi bilmem. Önemli olan
işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle bağıracaksın?
der. Cezmi AR hayatının son günlerinde ?ben bir daha asla öyle bir
oyuncuyla çalışmadım? diyecektir.
Yıl 1937, Münir Hayri EGELİYLE odalarına çekilirler.
Çankaya? da ne mi yaparlar? ATATÜRK bir film senaryosu yazmıştır,
adını da koymuştur; ?Ben bir İnkilap Çocuğuyum? dur adı. Kendi
yazdığı film senaryosunu Münir Hayri EGELİ çekecektir, ATATÜRK
oynayacaktır. Ama yıl 1937 dir, ömrü vefa etmemiştir. Derim ki
haydi filmciler bulun bu senaryoyu filme çekin pokemondan çok daha
faydalı olacağına ben kesin gözüyle bakıyorum.
Bu arada ATATÜRK?ün her şeyi iyide ben iddiadan
vazgeçtim, tamam dedim. Kesinlikle iddia falan yok artık, iddiayı
Mustafa Kemal kazandı ama merak
ediyorum nasıl yaptı diye. Asıl sır nerde? O sırada en büyük lider
eleştirmeninin sözü geldi elime. Liderleri çok sıkı eleştiren bir
eleştirmen diyorki ATATÜRK için ?Liderler içerisinde eleştiri
acizliği yaşadığım tek lider Mustafa Kemal?dir. Çünkü bütün
Rönesans, bütün reform, bütün aydınlanma çağı etkinlikleri bir
adamın kafasında toplanmış, bir çağa sıran etkinlikler on yılda
başarılmış, bu büyük bir mucizedir en büyük radikal Mustafa
Kemal?dir?. Bunu biz demiyoruz dünyanın en büyük lider eleştirmeni
diyor.
Peki, tamam laf iyid e diyorsunuz ki; laflar karın
doyurmuyor. Esas sır nerde çok merak ediyorum. On yılda bir
bakıyorsunuz kara tahtanın başında harf öğretiyor, bir
bakıyorsunuz şapka giyiyor, bir bakıyorsunuz tiyatro eseri
oynatıyor, yok efendim arkeolojik kazılara gidiyor, tren
raylarının
genleşme hesabını yapıyor, Ankara?daki caddelerin ne kadar
mesafede olacağı konusunda şehirleşme planları yapıyor, E on yılda
bunların hepsi peki nasıl? Ben esas sırrı nerde buldum biliyor
musunuz? Onun bir sözünde. Ama bu bence, ve dedim ki bu sözü
okuyunca keşke şu karga kovalamasını kafalarımıza
yerleştireceklerine şu sözünü yerleştirselerdi herhalde Türkiye
çok farklı biyerde olurdu şu anda. ATATÜRK diyor ki? Çocukluğumda
elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bu gün
yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım?. Esas sır bence burada.
Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini kitaplara verdiği
için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42 yaşında
cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç
biri dile dokunabilmeyi cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek
reformist Mustafa Kemal?dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında
nutku
yazan genç olarak tarihimize geçecektir Mustafa Kemal.
Okumayla, ama nasıl okuma biliyor musunuz? Bildiğimiz
gibi bir okuma değil. Sizi 1914 Anafartalar?a götürüyorum.
Anafartalar?da savaşın bir dinlenme yerinde çadırınıza gelirsiniz
postalları çıkarır rahatça dinlenmek istersiniz. Öyle bir şey yok.
Macar Türkoloğu Nemet?in, Fransız Türkoloğu Devin?in Türkoloji
albümleri duruyormuş. Açıyor onları okuyor Mustafa Kemal. Diyorlar
ki ?niye bunları okuma gereği duyuyorsun? verdiği cevaba bakın.
onlara diyor ki ?Savaştan sonra bu dilin değişme ihtiyacı var onu
tespite çalışıyorum?. Yıl 1914, gelelim 1916?ya. Bitlis cephesi
komutanı Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi
kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR?ı
çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor
biliyor musunuz? ?Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına
serbestisini vermek, onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip
kılmak?. Yıl 1916, Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir
şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki sizce
tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi Mustafa
Kemal?in aklına. Ha, Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın
manzarası, değil ATATÜRK?ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır.
Ülkelerin savaşları olmuştur ama topyekün savaş örneği ilk defa
Kurtuluş Savaşında görülmektedir.
Atatürk bu savaşta Ayşe Hatun?u tanımıştır. Ayşe
Hatun?u hepimiz tanıyoruz. Bilmeyen var mı içinizde? Onun
yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir? Ya da
zamanımızda hangi kadın yapabilir? Benim bir kızım bir oğlum var
inanın bu kadar araştırmacıyım düşünüyorum.
Biliyorsunuz sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ve cepheye
cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya
başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil Hatun?un, ama
düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye
gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun?un. Ve bu arada çocuğunu
göğsüne yaslar, düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi
elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir Ayşe Hatun yada diğer
adıyla Tayyibe Hatun. Peki ne yapar? Çocuğunu koyar üzerini
bayrakla örter ve aynen şunları söylemiştir. Kafile başkanı
komutanımız aktarıyor bunu. ?Sen yüzlerce binlerce yıl sonra
doğacak Türk çocukları için şehit oldun? (yani şurada oturan
bizler için şehit olan) ?bu benim içinde senin içinde bir
şereftir. Yeterki vatan sağolsun? diyor, omuzuna alıyor
cephanesini ve yola koyuluyor. Hanımefendiler içinizde anne
olanlar var. Lütfen bir an için düşünün, çocuğunuzu göz önüne
getirin. El bebek gül bebek büyütüyoruz, gözünün içine bakıyoruz,
tercih yapın sizden sonraki kuşak mı? çocuğunuz mu? İşte bu Ayşe
yada diğer adıyla Tayyibe Hatun?u tanıdı Mustafa Kemal.
Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, -30oC, -40 oC. Ve
75-80 yaşlarında bir nine. Gerisini gelin kafile komutanı Mustafa
Necati?den dinleyelim. Mustafa Necati neyi görür? Bütün yorgan
battaniye ne varsa cephanenin üstüne örtmüş kendisi pazen
elbiseyle. Aynen şunları söyler ?nine kar sepeliyor hava çok soğuk
bari şu yorganı alsan sırtına? dediğinde aldığı cevap ?dokunma
ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben bir ölürüm ama onunla
binler doğacak binler. hayır oğlum hayır hiç üşümüyorum, soğuğu
hiç duymuyorum ki. Düşman bu topraklara girdi gireli benim
içim yanıyor içim a oğul? diyen bir nineyi tanıdı Mustafa Kemal.
Albay Hulusi ATAĞ?ın kafilesinde olan genç bir
kadınımız hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek
üzeredir. Hulusi ATAK sorar ?bacım bana adını söyle seni tarihe
yazdıracağım? dediğinde aldığı cevap ?adımı ne yapacaksın a oğul
yaz benim adım Anadolu? cevabındaki adımın ne önemi var önemli
olan ülkemin adı ve gururu düşünüşü keşke, keşke uygarlık
savaşımızda aynı şiddetiyle sürebilseydi bugün. Üzerinde ATATÜRK
yazılı kapsülü inanın, inanın hiç mübalağa etmiyorum ilk uzaya
fırlatan ülke mutlaka ama mutlaka biz olurduk.
Evet bu savaşta ATATÜRK dünyaya tek geçen Zekiye
Hanım?ı tanıdı. Zekiye Hanım ne yaptı biliyor musunuz? Dünyaya ilk
ve
tek geçen kadınımızdır. 10 Aralık 1919 öğretmen okulu bahçesine
3000 kadını toplamış, dedim herhalde sıfırları fazla okuyorum.
Hayır 3000 kadın, yapımcısı, dinleyicisi, konuşmacısı. Kadın olan
dünyada ilk mitingdir bu, onun için dünyaya ilk geçmiştir. Peki
Zekiye Hanım nasıl toplamıştır, cep telefonu yok faks yok, hiçbir
araç yok. Hadi bunlar oldu farz edelim. Kadının sokağa çıkma hakkı
yokken 3000 kadın nasıl organize oldu dersiniz? Evet bunu
incelediğimde inanılmaz bir hem hayranlık hem de üzüntü duydum
neden biliyor musunuz?
Cep telefonunuz var, faksımız var. Pek çok kulübün, pek çok
derneğin davetlisi olarak gidiyorum. Hanımlar 50 kişi geldi mi
aman diyorlar bu gün çok kalabalığız. 3000 kadından bahsediyorum
ama projesinin adını da söylemek istiyorum Zekiye Hanım?ın ?MUTFAK
PROJESİ?, inanılmaz bir proje. Daha sonra bir yerde tekrar geçecek
bu proje.
Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal ATATÜRK dünya
döneminin liderleri içerisinden 21 nci yüzyıla geçebilen tek
liderdir. Üstelik diğer liderler kendi halkları tarafından yok
edilmemin acısını yaşamışken, o hala halkının ve dünyanın nabzında
en büyük canlılığıyla, sevgisiyle, saygısıyla hala yaşayabilen
dünyadaki tek lider.
Önemli olanda sanırım, yaşarken ölmek değil, öldükten
sonra da bu kadar uzun süre canlı kalabilmeyi başarmak değil
midir?
ATATÜRK?ü biz hep tarihe mal olmuş yönleriyle tanıdık:
Asker ATATÜRK ya da devlet adamı ATATÜRK olarak.
Bu verdiğim örnek dünyada tek olan örnektir. Zaten
herhalde bir başkasına da rastlamamız mümkün değil. En büyük
düşmanı; hani şu ordularını denize döktüğü düşmanı, Yunan
başkomutanı Trikopis. Hiçbir zorlama olmadan, hiçbir baskı olmadan
her Cumhuriyet bayramı Atina?daki Türk büyükelçiliğine gidiyor Trikopis, ATATÜRK?ün
resminin önüne geçiyor ve saygı duruşunda bulunuyor. Böyle bir
saygıyı en büyük düşmanında uyandırabilen bir Mustafa Kemal.
Yıl 1938, General McArthur?un en zor, en problemli, en
buhranlı dönemi. Birden çok sıkılır ve yanında duran yüzyirmiden
fazla kişiye döner ve aynen şöyle der:
?Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa
Kemal?i görmek için neler vermezdim? dedirten o büyük özlemi ve
onu oluşturabilen Mustafa Kemal?i.
Yada, yıl 1938. Bir İran?lı şair bir Tahran gazetesine
ölümü üzerine bir şiir yazar. İşte o şiirin iki mısrasını sizlerle
paylaşmak istiyorum. Diyorki;
?Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden
tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir.?
dizelerindeki bu kıskançlığı oluşturabilen Mustafa Kemal.
Yıl 1976, UNESCO üyelerine bir öneriyle gelir. Öneri
paketindeki bir cümleyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki ?Bu gün
UNESCO?nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa
Kemal?dir.? Öneri nedir ? Öneri ise onun doğumunun yüzüncü
yılında, 152 üyesi vardı UNESCO?nun 152 ülkenin devletleri aynı
anda kutlasın önerisidir. Birden İsveç delegesi ayağa kalkar ve
şöyle söyler:
?Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin
doğum gününü böyle kutlayacak
mıyız?? şeklindeki kinayeli sözlerine, Rus delegesi ayağa fırlar
yumruğunu masaya vurur ve 152 ülkenin delegelerine aynen şöyle
söyler;
?Genç delege arkadaşım hatırlatmak isterimki ATATÜRK
öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir yıl
anmayı her ülke her problemimizde çare olarak aramalıyız?
sözlerini döktürtebilen bir Mustafa Kemal. Sonra nemi olur? UNESCO
tarihinde ilk ve tekdir hiç negatif oy yok, hiç çekimser oy yok
152 ülke şu metne imza atar; hani İsveç delegesi demişti ya ?ne
yani? diye. O İsveç delegesi bu imzanın atıldığı gün mikrofona
gelir ve aynen şunları söyler;
Ben ATATÜRK?ü inceledim bütün ülkelerden özür diliyor
ilk imzayı ben atıyorum? diyecektir.
İşte o muhteşem belge diyorki;
? ATATÜRK KİMDİR; ATATÜRK ULULARARASI ANLAYIŞ, İŞBİRLİĞİ, BARIŞ
YOLUNDA ÇABA GÖSTERMİŞ ÜSTÜN KİŞİ, OLAĞANÜSTÜ DEVRİMLER
GERÇEKLEŞTİRMİŞ BİR İNKİLAPÇI, SÖMÜRGECİLİK VE YAYILMACILIĞA KARŞI
SAVAŞAN İLK ÖNDER, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DÜNYA BARIŞININ
ÖNCÜSÜ, BÜTÜN YAŞAMI BOYUNCA İNSANLAR ARASINDA RENK, DİL, DİN, IRK
AYIRIMI GÖSTERMEYEN, EŞİ OLMAYAN DEVLET ADAMI, TÜRKİYE
CUMHURİYETİNİN KURUCUSU?
Var mı böyle bir metin! Bir filozof derki ?bir ülke
için kıstas aradığınız zaman o ülkenin en büyük liderini gözden
geçirin? şu anda kıstas arayan ülkelere sanıyorum bundan daha iyi
bir metin gösteremeyiz. İşte bu metin 152 ülke tarafından
imzalanmıştır. Eşi olmayan devlet adamı metni. Peki daha
sonra ne olmuştur; 151 ülkede hemen hemen bir yıl boyunca her
yerde bu metni görebiliriz, soruyorsunuz bana o bir ülke kim? İşte
o ülkenin adını vermeye benim dilim maalesef varmıyor.
Hadi gelin Haiti?ye gidelim. Yıl 1996, Haiti
Cumhurbaşkanı[1] ölür. Bir vasiyet bırakmıştır. Haiti?ye baktım
haritada bir kutup kadar uzak ülke. Haiti Cumhurbaşkanı 1996 da
öldüğünde vasiyeti açılır. Vasiyetinde mezar taşına yazılması için
bir metin bırakmıştır. Haiti Cumhurbaşkanının bugün mezar taşında
yazan hitabeyi sizlere okumak istiyorum. Diyorki ?Bütün ömrüm
boyunca Türkiye?nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK?ü anlamış ve
uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm?
Peki yıllar bir şey değiştirir mi? Hayır. 2000
yılında bizim medyanın kaçırdığı bir bilgi var, ABD Başkanı
milenyum mesajını veriyor. Mesajın bir yerinde aynen şunları
söyler; ?Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı
Mustafa Kemal ATATÜRK?tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri
olabilmeyi başarmış tek liderdir.? 2000 de ABD Başkanına işte bu
gerçeği de ifade ettirebilen bir Mustafa Kemal var. Asker Mustafa
Kemal?in, Devlet adamı Mustafa Kemal?in çok dışında bir Mustafa
Kemal.
2003 de bir şey değişti mi?, 2004? Hayır. 2004 de bir
konferans veriyorum birden bir hanımefendi ayağa fırladı. Dediki
?Ben Norveçliyim ve şu anda Norveç?te çok sık kullandığımız bir
deyim var, bu deyimin anlamını anladım? dedi. Hanımefendi ?nedir o
deyim? dedim. ?Norveççe?de ?ATATÜRK gibi düşünmek? deyimi
var. Çok sık kullanırız bu deyimi? ?nerelerde kullanırsınız?
dediğimde ?Hani bir problem veririz çöz diye o da tembellik eder
çözmez. Deriz ki ona bu problemin mutlaka çözümü var. Birde
ATATÜRK gibi düşün?. O gün otelime geldim televizyonu açtım o
kadar çok kişiye bir de ATATÜRK gibi düşün dediğimi hatırlıyorumki
galiba Norveççe?den çok bizim dilimizin bu deyime fazlasıyla
ihtiyacı var diye düşünmeden de edemedim.
Bir İngiliz gazeteci ATATÜRK?le bir röportaj yapar.
Röportajını Amerikan Büyük Kütüphanesinden bulup getirttim ve bir
yerinde Mustafa Kemal?e şöyle sorar gazeteci; ?Birleşmiş
Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?? Mustafa Kemal?in cevabı
aynen şöyle :
?Şartlarımızı koyarız. Kabullerine bağlı. Biz
müracaat etmeyiz üye olmak için. Eğer davet gelirse düşünürüz?.
Evet, Birleşmiş Milletler sadece Türkiye?yi davet edebilmek için
yasasını değiştirir ve ilk davet edilen ülke olur Mustafa Kemal?in
ülkesi, Türkiyesi Birleşmiş Milletlere. Sanıyorum ondan feyz
alacağımız çok şey var aslında Mustafa Kemal?den. Ama bu arada
2005?de daha yeni iki üç gün önce yabancı gazeteyi okuyorum.
Sürmanşet büyük puntolarla şu başlığı atmış ?Bu gün Ortadoğu?ya
düzinelerle ATATÜRK lazım?. dedim yazara ATATÜRK ?ü hiç tanımıyor
herhalde. Düzineye hiç gerek yok tek bir tanesi de yeterdi
aslında.
Örnek vermeye devam edersem inanın konferans böyle
biter. Filipinlerden Çin?e kadar o kadar çok örnek varki. Ama
gördük 1925?de 1938?de 1996?da 2000?de 2005?de her ülkeden, her
cinsten, her statüden insanın özlemle, sevgiyle,
saygıyla aradığı ama bizim olan bir Mustafa Kemal?den
bahsediyoruz. Bu gün Türkiye?nin en büyük sorunu nedir? dersem
cevap olarak kulağıma gelenler şunlar; ekonomi diyorsunuz işsizlik
diyorsunuz. Ama bence Türkiye?nin çok önemli bir problemi var o
problemi çözersek Türkiye ekonomiyi de çözer Türkiye işsizliği de
çözer. Evet Türkiye?de lider yetiştirme sorunu var.
Lider deyince de nedense hep siyasi lider anlıyoruz ben
ondan bahsetmiyorum, benim lider dediğim çok kapsamlı bir kavram.
Yoksa içersindeki tek bir terimdir siyasi lider veya sosyal lider.
Ama lider dediğim zaman ben asrın lideri dünya liderinden
bahsediyorum. İşte böyle liderlere ihtiyacımız var. Ben şimdi
soracağım size şu anda karşımda pek çok genç arkadaşım oturuyor.
Bunlardan bir tanesinin bir kaç dönem sonrasının Cumhurbaşkanı,
Genelkurmay Başkanı
yada Başbakanı, Maliye Bakanı yada evinin anne babası olmadığını
bana iddia edebilir misiniz? Belki sizsiniz, ama bilinizki işte
bugün sizlerle paylaşacağım konu asrın lideri, dünya lideri yada
lider olmanın küçük sırlarını ATATÜRK?le sizinle paylaşacağım.
İlk sırrımız; ATATÜRK tamam arkadaşım ben
topraklarınızı kurtardım askeri bir dehayım deyip yerine
çekilmemiş hemen asker elbisesini çıkartıp sivil elbisesini giymiş
ve inanırmısınız sınırlarını hangi sınırın lideri ise o sınırların
içerisinde ne var ise ama ne var ise taşından toprağına hepsinin
ama hepsinin sorumluluğunu omuzlarında hissetmiştir de onun için
Mustafa Kemal bugün dünya lideridir. Nasıl mı ?
ATATÜRK?ü ağlarken tarih çok ender tespit
etmiştir. 25 yıllık araştırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki
Çanakkale?de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır,
bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama ben yine de
anlatacağım. O günün Ankarası kurak, çorak bir köy. Çankaya?dan
meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı
varmış. ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını
durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. ?Aman
demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle??, ?Eee o demiş yediğim
meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az
diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var?. Yani ?niye
şaşırıyorsunuz?? der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan
arkadaşına ?İşte bu benim...? derken bide bakıyor ağaç yok ortada
hemen iniyor ?Ne yaptınız bu ağaca? diyor. ?Paşam? diyorlar ?yolu
genişletmek için mecburduk kestik o
ağacı?. ?Yahu diyor bitek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir
yolu mutlaka bulurdum? diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına
biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür
ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok
zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve
lideri olduğu için de bu toprakların da o iğde ağacının da
sorumluluğu Mustafa Kemal?in omuzlarındadırda onun için.
Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün
düşünmeye başladı. Hani ?Bir daha böyle bir şeyle
karşılaşabilirsem nasıl müdahale edebilirim? diye. Çok değil doğa
katliamı, en kolay yaptığımız katliam.
Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de
bakar bir bahçıvan koca bir
çınar ağacını kesmek üzeredir. ?Yahu? der ?sen hayatında hiç böyle
bir ağaç yetişdirdinmiki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve
niye ?? der. Bahçıvan derki; ?Paşam çınar ağacının kökleri köşkün
temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale
ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de
kusura bakmayın ama biz ağacı kesiyoruz?. Bir an düşünür; ?Hayır
gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız? der. Derlerki bu gün
Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutupta ağaçtan
uzaklaştırmak? Ama inanırmısınız mühendis değil, mimar değil,
ziraatçı değil ama ne yapar biliyormusunuz? İstanbul?daki köprü
altındaki tramvay raylarını Yalova?ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan
olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve
köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80
santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta
olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.[2]
Yıl 1930. Dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı?
1980 den sonra. 1980 den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir
çevre dersi vermektedir Mustafa Kemal aslında. Ama, biraz acı
parantezlerim olacak bu konferansımda. İlk acı parantezimi ATATÜRK
kimdir belgesiyle açmıştım, ikinci acı parantezim burada olacak.
Hadi gelin 5 Mart 1996 ya gidelim yani günümüze yakın bir gün.
?ATATÜRK ve Türk kadını? konulu tiyatrolu konferansımı 25 gençle
sunuyorum. 25 gençle birlikte prova yaptık, yorulduk, oturduk,
televizyonu açtık. ikinci haber olarak 6 dakika müddetle ve 5 kere
görüntü zumlanmak üzere önemli bir haber
verildi televizyonda. Haberi aynen aktarıyorum, diyordi ki
?Amerika da eski bir ünlü bir müzikhal hiç yıkılmadan dünyada ilk
kez uygulanan bir yöntemle raylar üzerinde iki metre kenara
çekilerek yerine yeni bir binanın yapıldığı? haberiydi. Dünyada
ilk kez lafı da beş kere edildi. gençlerden biri kalktı bana ne
dedi biliyor musunuz? ?Ya öğretmenim biz tarihe pek bir daldık.
Bakın el alem neler yapıyor? Teknik, medeniyet biraz da onlara
baksak? diyince arşivimde 1930?da ATATÜRK?ün bu işi yaparken
çekilmiş resimleri, raylar üzerindeki çekilen resimleri gösterdim
kendilerine ve dedim ki ?şu anda ne söyleyeceksiniz bana??. Bir
genç kalktı ne dedi biliyor musunuz? ?Ya öğretmenim suç bizde mi?
Biz bu konuyu ilk defa sizden duyuyoruz, sizden görüyoruz bu
resimleri?. Ama o haberi bugün milyonlarca Türk genci izledi ve
oturdular 25 genç, bu haberi veren televizyona bir faks çektiler.
Faksta aynen şu yazıyordu ?İkinci haber olarak 6 dakika müddetle
ama beş kez şu resimleri göstermek suretiyle bu arada da mutlak
suretle mesajı iletin dediler ?Bu gün 1996, Amerika çekiyor raylar
üzerinde iki metre, yerine yeni bir bina yapıyor, 1930 ATATÜRK
çekiyor 4 metre 80 santim, bir ağaç kurtarmak için? bu mesajı da
çok iyi verin dediler. Yıl 1996 idi. Yıl 2005 hiçbir televizyonda
izlediniz mi? İzlemediniz.
Ya hocam siz bize bir tek çınar ağacı ve iğde ağacı
anlattınız bunlar ATATÜRK?ün hayatında tek tek örnekler olabilir.
Hadi gelin Söğütözü?ne gidelim, hani şu Ankara yakınlarındaki, o
zaman için 80 tane söğüt ağacının olduğu yere. Söğütözüne ATATÜRK
hep dinlenmek için gelirmiş. Bir geldiğinde galiba düşündüğünü
sesli olarak aktarmış;
?Ah ! burda bi kulübem olsaydı keşke?. ?Ya paşam istediğin bir
kulübe olsun hemen yaparız şuraya? demişler. ?Buradaki ağaçlara ne
olacak peki?. ?Paşam burdakiler söğüt ağacı; gönülsüz ağaçtır.
Sökeriz başka bir yere dikeriz, mutlaka tutar? demişler. Bir an
durur, ?Bir tek şartla kabul ederim? der. ?Burda yetecek kadar
söğüt ağacını kendi ellerimle sökeceğim, kendi ellerimle
dikeceğim, önce tuttuklarını göreceğim, sonra kulübe yapımına izin
vereceğim?. Yani bugün betonu yeşile tercih eden zihniyete bence
en güzel örnek teşkil eder bu. Ne yapar biliyor musunuz? Türkiye
Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK makamını
Çankaya?dan Söğütözü?ne taşıtır hasırlar üzerine. Kabullerini orda
yapar, imzalarını orda atar,
çadırda kalır ama söğüt ağacını söker, kendi elleriyle diker,
tuttuklarını görür, ondan sonra bugün çok küçücük ama verdiği
mesaj olağanüstü büyük olan bu Söğütözü?ndeki küçük ATATÜRK
kulübesinin yapılmasına izin verir.
25 yıllık araştırmacıyım. Benim elimde 130 belge var
bizzat çevre hareketine bedenen katıldığına dair. Sade bende 130
belge, kim bilir kaç belge var. Keşke diyorum, keşke bu belgeler,
bazı günler bizi okullar da bu kulübeye götürüpte burada
anlatılsaydı. sanıyorum bugün betonu yeşile tercih eden hiçbir
belediye başkanı yetişmezdi.
İşte bu anlamda sahneye şimdi Tahsin ÇOŞKAN?u davet
edelim. Tahsin COŞKAN o zamanın genç bir ziraat mühendisi. ?Gel
Tahsin seni bir yere götüreceğim fikrini almak istiyorum? diyor.
Giderler, gösterdiği yere bakar Tahsin Bey. Bataklık, sivrisinek
salgını, hayvan leşlerinin olduğu berbat bir arazidir. ?Ya paşam
hayrola? der. Atatürk, ?Buraya bütün masrafı cebimden olmak üzere
bir orman çiftliği yapmak istiyorum? der. ?Ya paşam buranın ıslahı
ya sizin paranızı tüketir ya da zamanınızı, neden bu kadar mümbit
topraklar varken gelip de burayı tercih ettiniz?? der.
ATATÜRK?ün cevabı ATATÜRK?çedir. Derki ?Ben en zor
olanı yapayımda siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.? Ne
bilsin ki en kolayları bile çabuk yıkabildiğimizi ama, bu
aradaTahsin ÇOŞKAN ?Paşam burda hiçbir şey yetişmez, pek
uğraşmayın? der. Ama dinleyen kim. Derki ?Tahsin buraya
ziraatçileri getir ve incele bana resmi bir yazı getir burasıyla
ilgili?. Biraz sonra Tahsin COŞKAN çok mutlu, kendi dediği çıktı,
üzerinde ?Burada hiçbirşey yetişmez?yazılı, altında da
ziraatçilerin imzasının olduğu bir belgeyi Mustafa Kemal?in önüne
koyar. ATATÜRK biraz mütebbessim okur bu yazıyı. Kaleme alır, bu
kağıdın yanına aynen şunları yazar ?BURASI VATAN TOPRAĞIDIR,
KADERİNE TERK EDEMEYİZ?. Etmez de. Aynı Sakarya savunması gibi
akasya savunmasını ele alır, çam ve köknarı oraya 30 Ağustos
olarak tamamlar ve hiç unutmayacağımız bir gün, lütfen hiç
unutmayın, tarihte atladık bu günü, 25 Mayıs 1933. Ne yapar
biliyor musunuz? Hani 5 Haziranlarda kutladığımız bir gün var,
çevre günü değil mi? Çevre günü ne zaman kutlanmaya başladı? 1980
den sonra. Peki 25 Mayıs 1933, ATATÜRK ne yaptı? İlk Çevre günü
kutlamasını yaptı. Hem de bugün okullara soruyorum diyosunuz ki ne
yaptınız diye ?ya ağaç diktik diyorsunuz ya çöp topladık? öyle
falan değil. Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya
getirtiyor, ağaçlar boy vermişler, altında dinlenmektedirler,
havuz yapılmıştır, çocuklar yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı
cebinden ödemiştir ama karı da almamıştır, buraya bir fabrika
yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir, herkes yamektedir.
Herkes çok mutlu ama en mutlusu Mustafa Kemal ATATÜRK.
Nebizade diye bir arkadaşı var, Nebizade?nin kafa çok
karışık. ?Yahu paşam senden başka bir tek kişi burada bir ağaç
yetişeceğine inanmadı. Peki sen nasıl anladın burda orman
olacağını?? der. ?Gel Nebizade gel, şimdi anlatayım sana. Hani
Tahsin ÇOŞKAN?ın burda birşey yetişmez dediği günün akşamı tebdili
kıyafetle Çankaya?dan kaçtım, burdaki köylülere geldim. Köylüler
beni tanımadılar. Köylülere, ağalar dedim burda ağaç yetişip
yetişmeyeceğini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz dedim.
?Al dediler?, bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. ?Kaz
orayı iki gün sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz? dediler.
Ah o iki gün Çankaya?da nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben.
İki gün sonra gittim testiyi çıkardım, testinin içinde su
bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana ?ağa testide su
kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak olduğuna,
biraz uğraş burda ne ekersen biçersin?. Ve hani Tahsin COŞKAN?ın o
raporu bana getirdiği gün ben çoktan projeye başlamış epey de
ilerlemiştim? diyecektir.
Dünya lideri olmak öyle kolay değil biliyor musunuz.
Hani ATATÜRK?e kimdi en çok karşı çıkan, evet Tahsin COŞKAN?dı.
Onu da ATATÜRK buraya müdür tayin eder. Evet lider olmak hakikaten
kolay iş değil. Bu arada biz bu
130 belgeye hiç çalışmamışız. Çalışmadığımızın en acı örneğini
Türkiye yaşadı zaten. Neydi o örnek ?17 Ağustos depremi?. Evet
deprem bir kaderdir ama kader olmanın ötesinde dolgu alan çöktü,
dolgu binalar çöktü. Oysa 1930?dan beri bize ?lütfen tabiatla
oynamayın, tek bir ağaçla bile oynamayın? diye bize örnek olan bir
liderimiz varken yaşadık bu acıyı.
Bizler iyi değerlendirmemişiz onun çevre hareketini ama
bakın dünya ne güzel değerlendirmiş hareketini. Ben size bu
bilgileri vermek için 1919 başladım ve bugüne kadar çıkan bütün
gazete ve dergileri tarıyorum. Taramam sırasında 28 Temmuz 1933
günün Cumhuriyet gazetesinde bir haber okudum. İnanılmaz bir
haberdi. Hani bir çiçek alıyoruz, kırmızı renkte, hediye
götürüyoruz ve adına da ?ATATÜRK Çiçeği? diyoruz. O ATATÜRK
çiçeğinin adını biz koyduk zannediyorduk ama bakın
gazeteyi aynen okuyorum. Gazete haberi şu ?Chicago özel,
geçenlerde Vanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk
Landın laboratuarlarında muhtelif ameliyeler neticesinde kırmızı
renkte yeni bir çiçek elde edilmiştir Profesör bu yeni çiçeğe isim
ararken yanında duran ama Tarsus Kolejinde ATATÜRK?le tanışmış,
ondaki tabiat bilgi ve ilgisine hayran olan bir diğer profesör bu
çiçeğe ATATÜRK isminin verilmesini önermiştir. Ve bu öneri dünya
nebatat dairesine iletilmiş ve ATATÜRK?ün yaptığı çalışmaların
anlatıldığı toplantıda oy birliğiyle kabul edilmiştir?. Yani
dünyadaki her ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla üretiliyor ve
satılıyor.
Peki başka bir lider varmı diye araştırdım bir çiçeğe
adını veren, başka hiçbir lider yok. Çünkü tabiatıyla bu kadar
bütünleşebilen bir lideri dünya tarihi yazmamıştır. Diyorki
Mustafa Kemal ?çevre hareketi dışında eğer lider olacaksanız eğer
lider olmaya kalkıştıysanız ki içinizde öğrenci arkadaşlar var
mutlaka sınıf başkanları vardır eğer sınıf başkanı olacaksan bu bi
liderliktir sınırın nedir? sınıftır sınıfın içerisindeki tek bir
tebeşir tanesi tek bir sıra tek arkadaşının problemiyle
ilgilenemeyeceksen o liderliği kabul etmeyeceksin demektedir
Mustafa Kemal.
Peki ikinci sırrımız ne? İkinci Sırrımız; dünya tarihi
sadece bir sıfatı Mustafa Kemal?e vermiştir. Başka dünyada hiçbir
liderin alamadığı bir sıfattır bu hangi sıfat mı? Ne dersiniz?
Evet Başöğretmen diyen var aranızda, hoşgörülü evet biliyorum
hepsi gönlünüzden geçen sıfatları ATATÜRK?ün ama soruyorum sizlere
bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir askerdir, ya bir devlet
adamıdır ya çevrecidir ya tiyatrocudur ya sanatçıdır ya
arkeologdur bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen
dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada
?kültür antropoloğu? sıfatı verilebilen tek lider Mustafa
Kemal?dir.
?Kültür Antropoloğu? nedir ne değildir uzun uzun
başınızı ağrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel?e
gidelim. Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer
biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren
Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama
bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza; öyle değil. Nasıl
yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım.
Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor, Konya?da
Asar kazıları başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel
kazıları
başlamış başında, toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. ?Ya ne yapıyor
Mustafa Kemal? diyorlar. Çankaya?ya gidiyor, Çankaya?da üç gün üç
gece hiç uyumadan; uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş,
birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor bir heyecan bir telaş. Üç
gün sonra ?gelin diyor Ahlatlıbel?e gidiyoruz?. Hemen geliyor
diyorki ?arkeologlar toplanın?. Biliyorsunuz başlarında en büyük
arkeoloğumuz Zübeyir KOŞAR var. Bu Zübeyir KOŞAR?ın bir e bir
anısıdır. Toplanıyor ve diyorki Mustafa Kemal heyecanla;
?kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir?. Yabancı
arkeologlar ?el insaf paşam, anladık iyi askersin iyi devlet
adamısın ama yani bu işte bizim işimiz niye karışıyorsun? der gibi
aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden. Başlıyorlar
Mustafa Kemal?in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün bulgular
ordan çıkacaktır. İnat
uğruna, kendi ceplerinden öder ve kendi dedikleri yeri kazarlar
hiçbir bulguya rastlamıycaklardır.
Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN?ın yazdığı ?Sırat
Köprüsü? adlı piyese davetlidir. Davetiyede böyle yazar piyesin
başında mutludur biraz sonra sinirlenmeye başlar bir müddet sonra
bitince ?bana Galip ARCAN?ı çağarın!? der. Galip ARCAN gelince ?bu
piyesi siz mi yazdınız? ?der. ?Evet paşam ben yazdım?. ?Hayır, bu
bir Bolunun Flor Doranj adlı boldvilin?in aynen çevirisi neden
bunu belirtmediniz hakkınızda soruşturma açtırıyorum? diyecektir.
Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca ne dedim biliyormusunuz.
Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki ?a be Atam
boldvilin?e varıncaya kadar ne zaman okursun? ne zaman kafanda
tutarsın?. Ve o sırada ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık
araştırmacıydım, ATATÜRK?le iddiaya girmek gibi, dedim ?senin
başında durmadığın ilerletmeye çalışmadığın bir alan bulmak benim
boynumun borcu olsun?.
O sırada da ?Sanat ve ATATÜRK? adlı araştırmamı
yapıyorum baktım resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o
açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor ama karşıma yedinci
sanat dalı geldi. Ne? Sinema. dedim ?herhalde burda iddiayı
kazandım?. Hey hat, baş yönetmen Cezmi AR, başrolde Mustafa Kemal,
film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal?e tabi Cumhurbaşkanı ya
diyemiyor şöyle dur böyle dur diye diğer oyunculara şiddetle
bağırıyor. Atatürk ?Gel Cezmi gel, burda başkomutan sensin. ben bu
işi bilmem. Önemli olan
işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle bağıracaksın?
der. Cezmi AR hayatının son günlerinde ?ben bir daha asla öyle bir
oyuncuyla çalışmadım? diyecektir.
Yıl 1937, Münir Hayri EGELİYLE odalarına çekilirler.
Çankaya? da ne mi yaparlar? ATATÜRK bir film senaryosu yazmıştır,
adını da koymuştur; ?Ben bir İnkilap Çocuğuyum? dur adı. Kendi
yazdığı film senaryosunu Münir Hayri EGELİ çekecektir, ATATÜRK
oynayacaktır. Ama yıl 1937 dir, ömrü vefa etmemiştir. Derim ki
haydi filmciler bulun bu senaryoyu filme çekin pokemondan çok daha
faydalı olacağına ben kesin gözüyle bakıyorum.
Bu arada ATATÜRK?ün her şeyi iyide ben iddiadan
vazgeçtim, tamam dedim. Kesinlikle iddia falan yok artık, iddiayı
Mustafa Kemal kazandı ama merak
ediyorum nasıl yaptı diye. Asıl sır nerde? O sırada en büyük lider
eleştirmeninin sözü geldi elime. Liderleri çok sıkı eleştiren bir
eleştirmen diyorki ATATÜRK için ?Liderler içerisinde eleştiri
acizliği yaşadığım tek lider Mustafa Kemal?dir. Çünkü bütün
Rönesans, bütün reform, bütün aydınlanma çağı etkinlikleri bir
adamın kafasında toplanmış, bir çağa sıran etkinlikler on yılda
başarılmış, bu büyük bir mucizedir en büyük radikal Mustafa
Kemal?dir?. Bunu biz demiyoruz dünyanın en büyük lider eleştirmeni
diyor.
Peki, tamam laf iyid e diyorsunuz ki; laflar karın
doyurmuyor. Esas sır nerde çok merak ediyorum. On yılda bir
bakıyorsunuz kara tahtanın başında harf öğretiyor, bir
bakıyorsunuz şapka giyiyor, bir bakıyorsunuz tiyatro eseri
oynatıyor, yok efendim arkeolojik kazılara gidiyor, tren
raylarının
genleşme hesabını yapıyor, Ankara?daki caddelerin ne kadar
mesafede olacağı konusunda şehirleşme planları yapıyor, E on yılda
bunların hepsi peki nasıl? Ben esas sırrı nerde buldum biliyor
musunuz? Onun bir sözünde. Ama bu bence, ve dedim ki bu sözü
okuyunca keşke şu karga kovalamasını kafalarımıza
yerleştireceklerine şu sözünü yerleştirselerdi herhalde Türkiye
çok farklı biyerde olurdu şu anda. ATATÜRK diyor ki? Çocukluğumda
elime geçen iki kuruştan birini eğer kitaplara vermeseydim bu gün
yapabildiğim işlerin hiçbirini yapamazdım?. Esas sır bence burada.
Çocukluğunda eline geçen iki kuruştan birini kitaplara verdiği
için 35 yaşında general, 40 yaşında başkomutan, 42 yaşında
cumhurbaşkanı, 46 yaşında dünyada pek çok reformist var ama hiç
biri dile dokunabilmeyi cesaret edememiştir; dile dokunabilen tek
reformist Mustafa Kemal?dir. İşte bunu yapabilen ve 53 yaşında
nutku
yazan genç olarak tarihimize geçecektir Mustafa Kemal.
Okumayla, ama nasıl okuma biliyor musunuz? Bildiğimiz
gibi bir okuma değil. Sizi 1914 Anafartalar?a götürüyorum.
Anafartalar?da savaşın bir dinlenme yerinde çadırınıza gelirsiniz
postalları çıkarır rahatça dinlenmek istersiniz. Öyle bir şey yok.
Macar Türkoloğu Nemet?in, Fransız Türkoloğu Devin?in Türkoloji
albümleri duruyormuş. Açıyor onları okuyor Mustafa Kemal. Diyorlar
ki ?niye bunları okuma gereği duyuyorsun? verdiği cevaba bakın.
onlara diyor ki ?Savaştan sonra bu dilin değişme ihtiyacı var onu
tespite çalışıyorum?. Yıl 1914, gelelim 1916?ya. Bitlis cephesi
komutanı Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi
kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR?ı
çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor
biliyor musunuz? ?Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına
serbestisini vermek, onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip
kılmak?. Yıl 1916, Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir
şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki sizce
tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi Mustafa
Kemal?in aklına. Ha, Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın
manzarası, değil ATATÜRK?ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır.
Ülkelerin savaşları olmuştur ama topyekün savaş örneği ilk defa
Kurtuluş Savaşında görülmektedir.
Atatürk bu savaşta Ayşe Hatun?u tanımıştır. Ayşe
Hatun?u hepimiz tanıyoruz. Bilmeyen var mı içinizde? Onun
yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir? Ya da
zamanımızda hangi kadın yapabilir? Benim bir kızım bir oğlum var
inanın bu kadar araştırmacıyım düşünüyorum.
Biliyorsunuz sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ve cepheye
cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya
başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil Hatun?un, ama
düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye
gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun?un. Ve bu arada çocuğunu
göğsüne yaslar, düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi
elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir Ayşe Hatun yada diğer
adıyla Tayyibe Hatun. Peki ne yapar? Çocuğunu koyar üzerini
bayrakla örter ve aynen şunları söylemiştir. Kafile başkanı
komutanımız aktarıyor bunu. ?Sen yüzlerce binlerce yıl sonra
doğacak Türk çocukları için şehit oldun? (yani şurada oturan
bizler için şehit olan) ?bu benim içinde senin içinde bir
şereftir. Yeterki vatan sağolsun? diyor, omuzuna alıyor
cephanesini ve yola koyuluyor. Hanımefendiler içinizde anne
olanlar var. Lütfen bir an için düşünün, çocuğunuzu göz önüne
getirin. El bebek gül bebek büyütüyoruz, gözünün içine bakıyoruz,
tercih yapın sizden sonraki kuşak mı? çocuğunuz mu? İşte bu Ayşe
yada diğer adıyla Tayyibe Hatun?u tanıdı Mustafa Kemal.
Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, -30oC, -40 oC. Ve
75-80 yaşlarında bir nine. Gerisini gelin kafile komutanı Mustafa
Necati?den dinleyelim. Mustafa Necati neyi görür? Bütün yorgan
battaniye ne varsa cephanenin üstüne örtmüş kendisi pazen
elbiseyle. Aynen şunları söyler ?nine kar sepeliyor hava çok soğuk
bari şu yorganı alsan sırtına? dediğinde aldığı cevap ?dokunma
ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben bir ölürüm ama onunla
binler doğacak binler. hayır oğlum hayır hiç üşümüyorum, soğuğu
hiç duymuyorum ki. Düşman bu topraklara girdi gireli benim
içim yanıyor içim a oğul? diyen bir nineyi tanıdı Mustafa Kemal.
Albay Hulusi ATAĞ?ın kafilesinde olan genç bir
kadınımız hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek
üzeredir. Hulusi ATAK sorar ?bacım bana adını söyle seni tarihe
yazdıracağım? dediğinde aldığı cevap ?adımı ne yapacaksın a oğul
yaz benim adım Anadolu? cevabındaki adımın ne önemi var önemli
olan ülkemin adı ve gururu düşünüşü keşke, keşke uygarlık
savaşımızda aynı şiddetiyle sürebilseydi bugün. Üzerinde ATATÜRK
yazılı kapsülü inanın, inanın hiç mübalağa etmiyorum ilk uzaya
fırlatan ülke mutlaka ama mutlaka biz olurduk.
Evet bu savaşta ATATÜRK dünyaya tek geçen Zekiye
Hanım?ı tanıdı. Zekiye Hanım ne yaptı biliyor musunuz? Dünyaya ilk
ve
tek geçen kadınımızdır. 10 Aralık 1919 öğretmen okulu bahçesine
3000 kadını toplamış, dedim herhalde sıfırları fazla okuyorum.
Hayır 3000 kadın, yapımcısı, dinleyicisi, konuşmacısı. Kadın olan
dünyada ilk mitingdir bu, onun için dünyaya ilk geçmiştir. Peki
Zekiye Hanım nasıl toplamıştır, cep telefonu yok faks yok, hiçbir
araç yok. Hadi bunlar oldu farz edelim. Kadının sokağa çıkma hakkı
yokken 3000 kadın nasıl organize oldu dersiniz? Evet bunu
incelediğimde inanılmaz bir hem hayranlık hem de üzüntü duydum
neden biliyor musunuz?
Cep telefonunuz var, faksımız var. Pek çok kulübün, pek çok
derneğin davetlisi olarak gidiyorum. Hanımlar 50 kişi geldi mi
aman diyorlar bu gün çok kalabalığız. 3000 kadından bahsediyorum
ama projesinin adını da söylemek istiyorum Zekiye Hanım?ın ?MUTFAK
PROJESİ?, inanılmaz bir proje. Daha sonra bir yerde tekrar geçecek
bu proje.