Adsense kodları


Aristoteles

Smf Seo Versiyon Kimyasarayi.com Forum, -- Seo entegre sistem.

Seo Arşiv Designed Smf Team
Array
kripton
Sat 21 February 2009, 06:17 pm GMT +0200
Aristoteles, yunan filozofu (Makedonya'da Stagira MÖ. 384- Eubeia'da Khalkhis 322). 

Seçkin bir hekim ve Amyntas II'nin dostu olan babası Nikhomakhos'un ölümünden sonra Aristoteles Atina'ya yerleşti ve yirmi yıl süreyle Platon'un derslerini izledi. Hocasının  ölümü  üzerine (348), Makedonya taraftarlarının hoş görülmediği Atina'dan uzaklaştı ve Mysia bölgesindeki Atarneus'da bulunan dostu Hermias'ın yanına gitti; Hermias'ın kız kardeşi veya yeğeni olan Pythias ile evlendi. Perslere teslim edilen Hermias'ın akıbeti, Aristoteles'i, Lesbos'a sığınmağa zorladı. Burada, dostunun hatırasını anmak için “Erdeme Övgü”yü  yazdı.

343'ten itibaren Büyük İskender'in eğiticisi olan Aristoteles, 335'te, öğrencisi iktidara geçtikten [ az sonra Atina'ya yerleşti ve orada meşhur Lise'yi (Lykeion) kurdu (öğrencileriyle birlikte gezinerek ders yaptığı için bu okula gezici [peripatos] okul da denir).Eserlerinin büyük bir kısmını burada yazdı veya tamamladı, iskender ölünce (323) yeniden Atina'yı terk etmek zorunda .kaldı. Sokrates'in akıbetine uğramaktan korktuğu ve kendi deyimiyle “Atinalıları, felsefeye karşı ikinci bir suikast işlemekten korumak” istediği için Euboia adasındaki Khalkhis'e çekildi. Areopagos'da ölüme mahkûm edildi. Ağustos ayında öldü.

Aristoteles, gelmiş geçmiş en engin zekâlardan biridir. Eserleri, yüzyıllar boyunca, insan bilgisinin ulaşabileceği en son sınırlar olarak kaldı. Gerçekten de Aristoteles, eskilerin bütün bilgilerini edinmiş görünür.

Kendinden öncekilerle çağdaşlarının ve kendi çalışmalarının ürünü olan devrinin bütün pozitif bilimini bize aktarmıştır. Çalışmaları çok büyük bir önem taşır. Çünkü Aristoteles, hem kişisel gözlemlerini hem de daha önceki buluşları sisteme bağlayarak karşılaştırmalı anatomi ve fizyolojinin, mantığın, felsefe tarihinin v.b. gerçek kurucusu olmuştur.

Jeoloji alanında, Homeros devrinden bu yana Nil deltasının büyüdüğüne, Meotidai bataklığının çamurla dolduğuna, ayrıca arz küresinin dolaşımındaki yavaşlığa dikkati çeken ilk bilgindir; ama eserlerinin çeşitli yönleri arasında yaratıcı dehasını en iyi yansıtan çalışması felsefesidir. Hocası Platon'un, gerçekleri spiritualist, metafizik ve mistik bir felsefe olan “idealar gerçekçiliği” görüşünden hareket eden Aristoteles, bu görüşü eleştirerek hem yepyeni bir bilgi teorisi, hem de metafiziğe değil de mantığa dayanan bir kavram teorisi kurdu.

Platon'a göre idea'lar, kendinden ve sonsuz olarak “kavranabilir bir dünya”da vardır; duyumsal dünya, bu kavranabilir dünyanın ancak kusurlu bir yansımasıdır; Aristoteles için ise, düşünceler veya kavramlar, düşüncesi oldukları şeylerden yani tikel ve duyumsal nesnelerden ayrılmamalıdır; “Duymayan insan hiç bir şeyi bilmez ve anlayamaz”; “Akıl, gerçekte sayfalarında hiç bir şeyin yazılı olmadığı bir kitaba benzer”; “Balmumu, nasıl altının kendisini değil de altın yüzüğün kalıbını alıyorsa, duyum da, maddeyi bir yana bırakarak maddenin duyulan biçimlerini sindirir.” Demek ki, Aristoteles'in gerçekçiliği, Platon'un “idealar gerçekçiliği” nin tam karşısında yer alır. Bu, bir nesneler, duyumsal dünya gerçekçiliğidir. Aristoteles, Platon'u tenkit ederken şöyle der: “Düşüncelerin (ideaların) birtakım örnekler, kalıplar olduğunu, geri kalan her şeyin kökünü bu kalıplarda bulduğunu söylemek, boşa konuşmak ve şairane eğretilemeler yapmak demektir.” Aristoteles daha da ileri giderek, bir bakıma, dünyayı kendi tasarımlarımıza indirgemeye kalkışacak her türlü idealizmin âdeta önceden eleştirisini yapar: “Biz, yıldızları hiç bir zaman görmemiş olsaydık bile, bu yıldızlar, gene de, bizim bildiklerimizden başka ve apayrı sonsuz cevherler olarak kalacaklardı”; “Herkes, canı isteyince düşünebilir; fakat duymak, kimsenin kendi elinde değildir; duyabilmek için, duyulan nesnenin var olması şarttır.” Bu gerçekçilik, Aristoteles mantı-ğının temelinde yer alır: “Gerçekte birleşmiş olanı, birleştirdiğimiz, gerçekte ayrılmış olanı da ayırdığımız zaman doğru düşünüyoruz demektir. Yoksa düşüncemiz yanlıştır.” Demek ki mantık, varlığın kategorilerini düşüncenin kategorileriyle anlatma sanatıdır: “Varlıkları varlık olarak bilen kim-se, bütün nesnelerin en kesin ilkelerini ortaya koyabilmelidir.”

Aristoteles, bu varlığın bütün gelişmelerini, bütün karmaşıklığını kavramağa çalışır. Her nesnenin bir maddesi, bir de biçimi vardır. Madde (hule), “güç halindeki varlıktır”; bu varlık biçimlendikten, yani tahta sandık, tunç da heykel olduktan sonra, “eylem halinde varlık” şekline girer. “Uyuyan insana göre uyanık insan, bakan insana göre gözlerini yuman, tunca göre heykel, tamamlanmamış olana göre tamamlanmış olan ne ise, güç'e göre de eylem (energeia) odur.”
Demek ki oluş, bir biçim ile bu biçime girmeğe elverişli bir “hule”nin birleşiminden meydana gelir.

Tabiatta, biçimi olmayan kesinlikle belirsiz madde yoktur; yalnız bir dereceye kadar belirsiz, yani öbürlerine oranla daha az belirli şeyler vardır; oluş daha az belirliden daha belirliye doğru gider, bu gidiş sırasında da varlıkla düşümdeş olmaktan geri kalmaz; bu oluş, bitmez tükenmez bir oluştur, çünkü her zaman “bir varlığın bozulması, başka bir varlığın üremesi demektir.”

Görülüyor ki Aristoteles'in gerçekçiliği, son derece fözcü'dür. Mekân “nesneyle aynı zamanda vardır”; zaman “hareketin sayısıdır”; hareket, tabiatın sürekli ve temel zorunlu-ğudur; Aristoteles, Elea'cıları bunu inkâr ettikleri için kınar. Evren'in harekete getiricisi olarak tasarlanan Tanrı'nın kendisi bile en üstün tözdür, yani tamamen eylem halinde olan, her bakımdan tamamlanmış ve belirlenmiş bulunan, kendini “kavranılabi-lir'in elde bulundurulması” olarak düşünen, düşüncenin düşüncesi (noesis noeseos), katkısız eylem ve aynı zamanda varlık ve var oluş bütünü olan tözdür. “Onun için biz Tanrı diye eksiksiz ve sonsuz bir Yaşayan'a deriz.”

Demek ki varlık, maddeden biçime, güç'ten eyleme, varlıktan varlığa durmadan gelişir. Ruh, “bedenin biçimi, yaşamayı güç halinde taşıyan oluşmuş bir bedenin ilk eylemidir”. Aynı şekilde, “uyanıklığın, duyumun, düşüncenin, bize en büyük zevkleri vermesi, bunların birer eylem olmasındandır.” Aristoteles metafiziğinin konusu olan bu varlık gelişmeleri, aynı zamanda, hem biçimsel, hem de diyalektik olan bütün Aristoteles mantığına hâkimdir. “Gerçekten de bütün varlıklar, ya birtakım karşıtlardır veya karşıtlardan meydana gelirler” ve bütün mesele şu veya bu nesneye ait olanı, kesinlikle belirtmektir. Onun için, mantık bir tartışma silâhı haline gelebilmek için, her şeyden önce, özellikle tasıma (kıyas) dayanan bir yüklem bilimi olmalıdır.

Aristoteles, biçimsel mantığın yaratıcısıdır; E. Goblot'ya göre, “bazı basit ve kesin kanıtlama biçimlerini öylesine inceden inceye çözümlemiş, bu çözümlemeleri de o kadar sağlam ve kesin bir dille anlatmıştır ki, eseri bu konuda varılabilecek en son sınır olarak görülmüştür”. Fakat, E. Brehier'nin de belirttiği gibi, “Aristoteles'i böyle bir teori'ye götüren diyalektiğin gerekleri olmuştur.” Şimdi, özü, nesnenin kendisinden ayırmayı reddeden Aristoteles'in tözcülüğü, varlık ü-zerinde akıl yürütmeğe gelince, onun biçimsel mantıkla yetinmesini çok defa önler, çünkü “öz tanıtlanamaz”, ancak görülür, gösterilir, deney yoluyle bilinir. Bundan dolayı, Aristoteles'te, hem nesnelerde ve düşüncede oluş ve karşıtlar ilmi olarak, hem de tartışma, soru sorma sanatı olarak ele alınan diyalektikle ilgili birçok mesele ortaya çıkar. Soyut ve somut, kavrama ve duyma, tikel ve evrensel (Kallias'ta yalnız Kal-lias'ın kendisi değil, insana ait olan da bulunduğu için evrenselin duyumsal algılanması da vardır), hayat ve ölüm (“yaşayan, güç halinde bir ceset midir?”), matematikler ve duyusal (“bütün insanlar aksiyomları kullanır, çünkü aksiyomlar varlık olarak varlığa aittir ve her cins de varlıktır”), ilim alanı (“ancak genel'in ilmi olur. Güç halinde iken ilim, genel'e, eylem halinde iken tikel'e yönelir”) v.b. kavramları ele alan bu meseleler ve incelemeler, bütün canlılıkları ve somutluklarıyle, belki de, yorulmak bilmez bir araştırıcı ve Descartes gibi bir “şüpheci” olan Aristoteles'in modern düşünceye bıraktığı en değerli mirastır. Düşünürlerin belki de en büyüğü olan Aristoteles'te, ansiklopedik bilgi ve mantık gücü ile, metafizik derinlik birleşir ve birbirini tamam-layarak destekler.

Aristoteles'in eserleri. Hiç biri elimize geçmeyen gençlik eserleri: Eudemos, Protreptikos, A Demonakos, İyilik Üzerine (Platon'un tdea doktrininin tenkidi); mantık eserleri: Kategoriai (Kategoriler), Peri Hermineias (İfade Hakkında), Topika (Topikler), Peri Sophistikon Elenkhon (Safsataîı Tanıtlara dair), Analytika Protera (İlk Analitik'ler), Analylika Hystere (Son Analitikler), Tekhne Retorike, Poetika, Metaphysika (Organon* adiyle bilinen mantık eserlerinin tümü); tabiat üstüne eserleri: Physika e Physikes Akroaseos (Fizik), Peri Uranı (Gck'e Dair), Peri Gene-seos kai Phthoras (Doğuş ve Bozuluş), Meteo-rologika (Göksel Cisimler); biyoloji üstüne eserleri: PeriZoon Historia (Canlılar Hakkında); ahlâk ve siyaset üzerine eserleri: Ethike Eudemia (Eudemos Ahlâkı), Ethika Niko-makheia (Nikomakhos Ahlâkı), Ethika Me-gala (Büyük Ahlâk), Politika v.b. Bu eserlerde, o zamanki yunan sitelerinde geçerli olan ön yargılar (köleliğin gerekliliği, bazı ırkların köle olmak için yaratıldıkları fikri, ahlâkın yalnız aristokratlara has sayılması) ile yeni ve modern görüşler (ahlâkta uygulamanın önemi, coğrafî, toplumsal ve iktisadî çevrenin rolü, erdem'in, faziletin varlığa has bir fonksiyon olarak ele alınması, alışkanlığın, akıl ve mantığın rolü, deneye ve çeşitli site Anayasalarının incelenmesine dayanan bir siyaset ilmi) yer yer ilgi çekici bir şekilde kaynaşır...